Şimşek ekonomide neden bir enkaz devralıyor?

Pelin Ünker

Daha önceki AKP hükümetlerinde 2007’den 2018’e kadar ekonomi yönetiminde yer alan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Kabinesi’nde ilk kez görev alıyor.

Şimşek, bakanlıkta yapılan devir teslim töreninde, “Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır. Kurala dayalı, öngörülebilir bir Türkiye ekonomisi, özlenen refaha ulaşmamızda anahtar olacaktır” diyerek bir önceki ekonomi yönetiminin rasyonel politikalar uygulamadığını da kayda geçti.

Şimşek’in görevi devraldığı eski Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Yeni Ekonomi Modeli ile Türkiye’nin rasyonel ekonomi politikalarından tamamen kopuşunu simgeleyen en önemli isimlerden biri.

Göreve geldikten sonra Türkiye’nin ortodoks politikaları bir kenara koyduğunu söyleyen Nebati, Eylül 2022’de bir ekonomi zirvesinde yaptığı konuşmada “Neo klasik ekonomi düşüncesinden epistemolojik bir kopuşu temsil eden heterodoks yaklaşım, günümüzde giderek ön plana çıkan davranışsal ekonomi ve nöro ekonomi ile daha fazla önem kazanmaktadır” sözleriyle gündem olmuştu.

Nebati’nin ifadesi ile bu “epistemolojik kopuş” literatürde bir örneği olmayan Erdoğan’ın düşük faizin enflasyonu da düşüreceği iddiasına dayanıyordu.

Ortodoks politika ne anlama geliyor?

Mehmet Şimşek’in yeniden ekonomi yönetiminde görev almasıyla piyasalarda Türkiye’nin enflasyonla mücadele için tüm dünyada uygulanan ortodoks politika araçlarına dayanan bir patikaya döneceği ve böylelikle yabancı yatırımcının Türkiye’ye olan güveninin tekrar tesis edilerek dış kaynak ihtiyacının karşılanacağı beklentisi var.

Küresel ekonomide uygulanan, genel kabul görmüş görüşlere bağlı oluşturulan ekonomi politikası ‘ana akım’ ya da ‘ortodoks politikalar’ olarak adlandırılıyor. Ortodoks politikaların altında piyasacı bir yaklaşım yatıyor. Serbest piyasa ekonomisine dayanan sistemde kamu otoritesi, faiz önlemleri ve yatırım teşvikleri gibi piyasada dengeyi sağlayacak politikalar uyguluyor. Ülke parasının değerinin yani döviz kurunun piyasalarda arz ve talep koşullarına göre belirlenmesi de ortodoks modelin bir parçası.

Peki ortodoks politikalardan uzaklaşıldığı dönemdeuzmanların bir enkaz olarak nitelendirdiği ekonomik tabloya adım adım nasıl gelindi?

Berat Albayrak dönemi

Mehmet Şimşek, 2018 seçimlerinden sonra Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndaki devir teslim töreninde Hazine’yi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’a teslim etmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, düşük faiz talebini ilk kez 2003’te başbakanlığı döneminde dile getirmiş, bu konuda Merkez Bankası başkanları ve ekonomi yönetimi ile sık sık karşı karşıya gelmişti. Erdoğan’ın dile getirdiği ‘faiz lobisi’ kavramı da Şimşek döneminde ortaya çıkmıştı.

Siyasi baskı ile yapılan faiz indirimleri her defasında kurlarda yükselişe yol açarken faiz artırımı için Erdoğan’ın ikna edildiği bir sürece geçildi. Ancak Albayrak dönemi, Erdoğan’ın faiz indirimi talebini koşulsuz yerine getiren bir ekonomi yönetiminin de başlangıcı oldu.

Erdoğan’ın faizlerin düşük tutulması yönünde sık sık dile getirdiği söylemler nedeniyle kurların yükseldiği dönemde, ekonomi yönetiminin başına Berat Albayrak’ın getirilmesi, Merkez Bankası’nın bağımsızlığına yönelik endişeleri daha da artırdı. Düşük faiz politikası nedeniyle kurlardaki ve enflasyondaki artış sürdü.

Berat Albayrak döneminde Merkez Bankası Başkanlığı’na atanan Murat Uysal döneminde faiz yüzde 24 seviyesinden yüzde 8,25′ kadar çekildi. Merkez Bankası Eylül 2020’de politika faizini yüzde 10,25’e yükseltse de kurlardaki artışın önüne geçemedi.

Albayrak’ın Instagram üzerinden istifasını açıkladığı tarihe kadar geçen 28 aylık süreçte dolar TL karşısında yüzde 89 değer kazandı. Başka bir deyişle TL, dolar karşısında yüzde 45 eridi.

Albayrak dönemi Türk Lirası’ndan kaçışın hızlandığı bir dönem olurken, bu dönem yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatları 62 milyar dolar arttı.

Bakan Albayrak’ın gecikmeli olarak açıkladığı ve adı Yeni Ekonomi Programı olarak değiştirilen 2019-2021 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Program da piyasalar ve akademik çevrelerde olumlu etki yaratmadı. Buna göre Albayrak’ın “Burası çok önemli” diyerek açıkladığı program rasyonel beklentilere dayanmayıp temenniden öteye geçmiyordu.

Açıklanan plana göre hükümetin dolar kuru varsayımı 2018 için 4.90, 2019 için 5.63, 2020 için 6.00 ve 2021 için 6.21 idi. Albayrak, Ağustos 2018’de yaptığı açıklamada ise enflasyonun 2019’da tek haneye ineceğini belirtmişti. 2019 yıllık enflasyonu ise resmi rakamlara göre yüzde 11,84 olarak gerçekleşti.

Albayrak dönemde enflasyondaki çift haneli seyirle birlikte işsizlikteki artış da sürdü. Haziran 2018’de yüzde 10,1 olan işsizlik Kasım 2020’de yüzde 13,1 seviyesine çıktı.

Öte yandan Türkiye ekonomisi, Albayrak’ın göreve başladığı 2018’in ikinci yarısında yavaşlayarak resesyona girdi. 2018’de yüzde 2,6, 2019’da yüzde 0,9, 2020’de 1,8 büyüme kaydedilirken 2018’de 9 bin 632 dolar olarak kişi başına milli gelir 8 bin 600 dolara geriledi. Merkez Bankası’nin döviz rezervleri de Albayrak döneminde yüzde 47 erirken kamu borcunda yüzde 92, döviz cinsi borçlarda da yüzde 155 artış yaşandı.

Ağbal ve Elvan’ın görevi kısa sürdü

Ekonomistlere göre, kurlardaki artışla beraber ekonomideki olumsuz göstergeler politika değişiklikliği ihtiyacını zorunlu kıldı.

Kasım 2020’de Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan istifa etmesinin ardından Cumhurbaşkanı Kararı ile göreve Lütfi Elvan atandı.

Aynı dönem Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal da görevden alınarak başkanlığa eski Maliye Bakanı Naci Ağbal getirildi. 7 Kasım 2020’de göreve başlayan Ağbal’ın döneminde faiz 10,25’ten 19’a yükseltildi. Ancak Ağbal, 4,5 aylık başkanlığının ardından Mart 2021’de Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından görevden alındı.

Ağbal’ın yerine getirilen ve şu an halen görevine devam eden Şahap Kavcıoğlu döneminde ise faiz şimdiye dek 19’dan 8,5’e kadar indirildi. Erdoğan, bu dönemde sık sık faiz indirimlerinin işaretini verdi.

Faiz indirimleri sürerken Mart 2021’de 8,3 lira civarında olan dolar kuru hızla yükselerek çift haneli rakamlara çıktı ve en son 21 lirayı geçti. Enflasyon ise Mart 2021’deki 16’li seviyelerden hızla yükselerek Ekim 2022’de yüzde 85,5 ile zirve yaptı

Merkez Bankası Başkanlığı’na eski Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na ise 2016-2018 arasında Kalkınma Bakanlığı görevinde bulunan Lütfi Elvan’ın getirilmesi piyasalarda kredibilitenin yeniden sağlanacağı beklentisine yol açmıştı.

Ancak ikisinin de dönemi kısa sürdü. Ağbal’ın ardından Erdoğan’ın ekonomi politikasına karşı çıktığı kamuoyuna yansıyan Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan da 1 Aralık 2021’de görevinden istifa etti.

Nebati ve Yeni Ekonomi Modeli

Lütfi Elvan’ın yerine ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2 Aralık 2021’de yayınlanan gece yarısı kararıyla Nureddin Nebati atandı.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin döneminde AKP’nin ‘Yeni Ekonomi Modeli’ olarak adlandırdığı düşük faiz yüksek kur politikasına geçildi. İddia, düşük faizle üretimin ve ihracatın destekleneceği, enflasyonun ise düşürüleceği yönündeydi.

Nureddin Nebati göreve geldikten kısa bir süre sonra şöyle dedi:

“Hani şöyle hayal edersiniz ya ‘Bir uyusam da altı ay sonra uyansam’ diye… Bir uyuyun, altı ay sonra uyanın Türkiye’de… Çok farklı noktalarda olacağız.”

Ancak veriler tam tersini gösterdi. Kasım 2021’de yıllık enflasyon yüzde 21,3 iken, Aralık’ta yüzde 36, Mart’ta yüzde 61 ve Mayıs’ta yüzde 73’ü geçti.

Bakan Nebati, 22 Aralık 2021’de katıldığı canlı yanında kullandığı sözlerle de gündem oldu. “Ekonomi gözlerdeki ışıltıdır” diyen Bakan Nebati, program sunucusuna gözlerindeki ışıltıyı görüp görmediğini sordu.

Bakan Nebati’nin rasyonellikten uzak bulunan, enflasyon ve ekonomi hakkındaki iyimser açıklamaları devam ederken ekonomik görünüm kötüleşmeye devam etti. Kavcıoğlu başkanlığındaki Merkez Bankası’nın faiz indirimleriyle birlikte 2 Aralık 2021’de 13,4 seviyelerinde olan dolar kuru bugünlerde 21 lirayı aştı.

Kasım 2021’de yüzde 21,31 olan enflasyon yüzde 85,5 ile tarihi zirveyi gördü, artan hayat pahalılığıyla asgari ücret açlık ve yoksulluk sınırının altında kaldı. Türkiye geçen yıl yüzde 5,6 oranında büyürken 2021’de yüzde 26,9 olan iş gücünün büyümeden aldığı pay, 2022’de yüzde 23,7’ye inerek 2000’li yılların en düşük düzeyine geriledi. Yoksulluk oranı da yüzde 14 ile son 5 yılın en yüksek seviyesini gördü. Yılın ilk çeyreğinde yüzde 4 büyüme gerçekleşirken resmi işsizlik yüzde 10 ile çift haneli rakamlarda seyrini sürdürüyor. DİSK’e göre geniş tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 21,8.

Yine bu dönemde kurları baskı altında tutmak için getirilen kur korumalı mevduat da yüksek maliyeti nedeniyle bütçede ağır bir yüke yol açtı. Türkiye’nin bütçe açığı Ocak-Nisan döneminde 382,5 milyar TL’ye çıkarken, dört ayda yıl sonu için öngörülen bütçe açığının yüzde 58’ine ulaşıldı.

Kuru baskılamak için ihracatçıdan gelen döviz gelirleri, Kur Korumalı Mevduat kanalıyla gelen dövizler ve swaplar kullanılsa da Merkez Bankası rezervlerindeki düşüşün de önüne geçilemedi. Merkez Bankası net rezervi 19 Mayıs haftasında eksi 0,2 milyar dolar seviyesine gerileyerek 21 yıl sonra ilk kez negatife geçti. Swap hariç net rezervler eksi 60,3 milyar dolarla kritik bir seviyeye geldi.

Kuru sabit tutma politikasının bir parçası olarak Türkiye’de ithalat ucuzlarken ihracat daha pahalı hale geldi. Dış ticaret açığı ve cari açıkta uçurum büyüdü.

Türkiye, 2021 yılında 46 milyar dolar dış ticaret açığı vermişken açık 2022 yılında 110 milyar dolara ulaştı. Dış ticaret açığı, yılın ilk beş ayında ise 56,1 milyar dolara yükseldi. Son açıklanan verilere göre 12 aylık cari açık da şubat ayında 55,4 milyar dolar ile 10 yılın zirvesini görürken martta 54,2 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Şimşek döneminin tablodaki etkisi ne?

Öte yandan ekonomistler ekonomide dışa bağımlılık çözülmedikçe ve üretim odaklı bir yapısal dönüşüm gerçekleşmedikçe Türkiye ekonomisinin uzun vadede bir kazanım sağlamayacağının da altını çiziyor. Buna göre Türkiye ekonomisinde gelinen noktada Şimşek döneminde hayata geçirilen enflasyonu düşürmeye odaklı piyasacı yaklaşımın da etkisi var.

Türkiye ekonomisindeki durumun küresel ekonomideki gelişmelerden bağımsız düşünülmemesi gerektiğinin altını çizen ekonomistlere göre, Şimşek’in görevde olduğu 2008 sonrası dönemde gelişmiş ülke merkez bankalarının parasal genişlemeye gitmesi birçok gelişmekte olan ülke gibi Türkiye’nin de elini kolaylaştırdı. Ancak sıcak parayla büyümenin bedeli ulusal tasarruf oranında olağanüstü bir düşme ve bunun yanında kronikleşen işsizlik ve sanayisizleşmeye yol açtı.

Ekonomide fiyat istikrarını hedefiyle enflasyonu düşürmeyi önceleyen politikaların uluslararası finans çevrelerine bir güvence vermek ve Türkiye’nin kredibilitesini artırmak açısından önemli olduğuna işaret eden ekonomistler, bu reçeteyle son dönemde ciddi hasar alan toplumun büyük bir zorlukla karşılaşacağını, bu nedenle gelir destekleyici politikaların da geliştirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir